ekosistem
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
Loading...

Ekosistemin Önemli Bir Unsuru: Kilit Türler

Ekosistem, bir bölgede bitki ve hayvan türlerinin hem kendi aralarında hem de içinde bulundukları cansız çevreyle ilişkiler kurması sonucu meydana gelir. Bitki ve hayvan türleri, ekosistem içinde birbirlerinden ayrılmaz bir bağ kurmuşlardır.

Bu bağ sayesinde yaşamlarını sürdürebilmekte ve birbirlerine olan faydaları sayesinde hayatta kalabilmektedirler. Besin piramidini hatırlayacak olursak, bitkiler hem kendilerine hem de diğer canlılara temel besin maddesi ve enerji ürettikleri için ilk basamakta yer alırlar. Daha sonra ise bitkilerle beslenen otçul hayvanlar ve otçullarla beslenen etçil hayvanlar piramidin diğer basamaklarını oluşturmakta, besin ve enerji akışının devamını sağlamaktadırlar. Bitki ve hayvanlar öldüğü zaman mantar ve diğer organizmalar sahneye çıkmakta, ölü dokuları parçalamak suretiyle temel gıda ihtiyaçlarını karşılarken çeşitli kimyasalların tekrar toprağa dönmesine yardımcı olarak toprağı zenginleştirmektedirler. Böylece toprak artık diğer bitki ve hayvan türleri için tekrar hazır hale gelmiş olur. Böcek, yarasa, kemirgen gibi hayvanlar bitkilerin tozlaşmasına yardımcı olurken, bitkiler de hayvanlar için bir nevi sığınak ve korunak vazifesi görmektedir. Bu örneklere daha pek çoklarını ilave edebiliriz. Sonuç olarak bütün canlılar birbirlerine çok sıkı bir şekilde bağlıdır ve bu bağ türlerin içinde yaşadıkları ortam ve ekosistemlerin sağlıklı bir şekilde devamını sağlamaktadır.

Ekosistem içindeki her bir canlı diğerinin destekçisi, onun var olabilmesi için gerekli bir unsuru ve bütünün çok önemli bir parçasıdır. Fakat yapılan incelemeler sonucunda şu gerçek de ortaya çıkmıştır: Evet her canlı ekosistem için gereklidir, ancak bazı canlılar ekosistem içinde diğerlerinden daha fazla kilit fonksiyonlar üstlenmiş durumdadır. Bu türler, ekosistemde olmadığı veya diğer bir deyişle yok edildikleri veya azaldıklarında habitat (canlının yaşadığı ortam) değişime uğramaktadır. Kural olarak bir ya da birkaç tane olan bu canlı türlerine “kilit tür” adı verilmektedir. Bunlara başka bir deyişle “köşe taşı tür” de denilmektedir. Bu tabir, ilk kez Robert T. Paine’in 1969 yılında yayınladığı makale ile ekoloji terminolojisine girmiştir. Kilit tür tabirini daha iyi kavramak için eski dönemlerde yapılmış taş köprü, kemer ya da kubbeli herhangi bir yapıyı hatırlamakta fayda var. Bütün taşlar örülür ve en üstüne de dengeyi sağlaması amacıyla açıya uygun olarak bir kilit taşı konur. Bu kilit taşı şeklen önemsiz, öbür taşlardan farksızmış gibi görünse de aslında o yapının en önemli unsurlarından biridir. Ve o taş yerinden alındığında, dengeyi sağlayan unsur da ortadan kalktığı için kemer, köprü veya kubbe hemen çöker. Bu nedenle ekosistemlerin sürekliliğinin sağlanması amacıyla da her ekosistemin görünen veya görünmeyen önemli türleri mevcuttur. Kilit türlerin yok olması ya da yeni kilit türlerinin var olması ekosistemi etkilemektedir. Kilit türlerin azalmasıyla habitat içinde yerleşik türlerin de sayısı azalır ve bu yeni durumdan diğer türler de zaman içinde etkilenir. Yerleşik türlerin azalmasıyla diğer türler ya göç etmeye başlar ya da bulundukları yerde baskın tür haline gelir. Bu olay sonucunda, habitatın görüntü ve karakterinin değişimi gerçekleşir. Habitat artık yeni bitki ve hayvan türlerine ev sahipliği yapmaya başlar. Ancak yine de eskisine nazaran tür sayısı yani bir nevi biyolojik çeşitlilik azalır ve habitatın verimi düşer. Kilit türlerin yaşamsal aktiviteleri sonucunda besin ve madde döngüsü başarıyla sağlanırken onların olmayışı bu verimi düşürür, besin ve enerji akışı yavaşlar.

Şunun altını önemle çizmek gerekir ki bazı türlere kilit tür denmesinin nedeni bir ekosistemi destekleyebilmeleri ve yokluklarında ekosistem görünümünde değişikliğe yol açmalarıdır. Örneğin ağaçlar orman ekosistemi için kilit populasyonlarsa, bizonlar da mera ekosistemi için kilit populasyonlardır. Yani her ekosistem için ayrı kilit türler olabilir.

Tabii bazı ekosistemler içinde canlı olmayan ancak yine kilit tür şeklinde ifade edilebilecek yapılar da bulunmaktadır. Buna en güzel örnek su ekosistemi içinde önemli bir yere sahip olan mercan resifleridir. Bilindiği üzere, resifler canlı mercanların ölmesiyle kireçtaşına dönen iskeletlerinden meydana gelmektedir, yani cansız yapılardır. Pek çok balık türüne ve omurgasız canlı çeşidine barınak olan bu resifler onların korunmasını sağlamaktadır. Yani bu alanların zarar görmesiyle buradaki canlı türleri dağılacak, onlarla beslenen diğer hayvan türlerinin de ortadan kalkmasına neden olacak bir durum ortaya çıkacaktır.

Tekrar canlı kilit türlere dönmek gerekirse daha açık örneklerle konuyu şöyle açabiliriz. Bunun en güzel örneklerden bir tanesi Afrika savanlarında görülen fillerdir (Loxodonta africana-Afrika fili). Bu hayvanların temel gıdalarını, uzun boylu ağaçların genç filizleri teşkil etmektedir. Ve bu ağaçların büyümeleri filler tarafından doğal olarak kontrol altında tutulmaktadır. Ancak bu hayvanların bölgede yok olması durumunda savan, uzun odunsu bitkiler tarafından örtülür. Çünkü genç filizlerin yenmesi bu bitkilerin büyümelerini kontrol altında tutmaktadır. Savanlarda büyüyüp gelişebilen bu çeşit bitkiler, kontrol altına alınmazsa boyları aşırı bir şekilde uzar, sık dalları ve yaprakları nedeniyle daha geniş alan gölge altında kalır, bu nedenle de daha kısa ağaçsı formlar ve çalılar yetersiz ışık sebebiyle büyüme imkanı bulamazlar. Bu durumun devam etmesi zamanla savanın bilinen görünümünün değişmesine neden olur. Savandaki bu çayırlar olmadığı zaman onlarla beslenen başta antilop olmak üzere kimi hayvan türleri ve onlarla beslenen etçil türler de yok olmaya başlar. Sonuçta yeni ekosistem, artık tür çeşidi açısından fakirleşmiş ve daha az üretken canlı topluluğuna ev sahipliği yapmaya başlar. Fillerin savan içindeki diğer bir önemli rolü de, bu bitkilerin tohumlarını yaymalarına yardımcı olmalarıdır. Bu ağaçların büyük ve kalın kabuklu meyvelerini filler kolaylıkla kırabilir ve içlerinde bulunan tohumlarını de yerler. Bağırsaklarda bozulmadan kalan bu tohumlar, filin dışkısı sayesinde taşınarak başka bir yerde çimlenebilir. Yani filler olmazsa bu bitkilerin üremeleri zorlaşacak, hatta bazı bitki türleri için imkansız hale gelecektir. Filler sayesinde 30-40’a yakın bitkinin bu şekilde dağılımlarının gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bölgede yayılış gösteren diğer hayvanların çalıları yemesi ise bitkilerin büyümelerine engel teşkil etmez. Çünkü bitki sadece yapraklarını kaybeder. Büyüme bölgeleri ve yeni sürgünleri ise bu durumdan zarar görmemektedir. Yani filler ve otçul hayvanlar savan içinde denge içerisinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

Konuyla ilgili yine güzel örneklerden biri de Posidonia oceanica (deniz eriştesi) adlı Akdeniz’de yaşayan, endemik bir çiçekli deniz bitkisidir. Deniz eriştesi, bulunduğu habitatın kilit türü durumundadır. Sadece denizdeki kumluk alanlarda yaşayan bu bitki, sahip olduğu rizomları (toprak altı gövdeleri) sayesinde ağ benzeri yapılar oluşturur. Bu ağlar deniz kumunu tutarak denizaltı toprak erozyonunu önler. Bitkinin korunaklı yaprakları arasında pek çok Akdeniz canlısı saklanır, beslenir ve yavrulamak üzere yuva yapar. Sadece bir tek yaprağının bile pek çok canlıya ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Bu türün ortadan kalktığını düşündüğümüzde hem bulunduğu ortam şartları değişecek bu da biyolojik çeşitliliğe yansıyarak türlerin azalmasına, bazılarının yok olmasına bile neden olacaktır.



Henüz yorum yapılmamış.


Akdarılı Tabule Yemeğine Bayılacaksınız
devamı için tıklayın
Organik Pazar Günlüğü
Cinsiyetiniz   
Boyunuz
Kilonuz